21 Ekim 2013 Pazartesi

Uzun bir bayram ayrılığından sonra İstanbul'a dönüş yolunda bulamadığım evin hayal kırıklığını topluyordun ruhumun dağınıklıklarından...
Bursa güzel memleketim neler oldu sana. Mudanya avuç içi kadar bir yer ''Güzel yalı'' talan edilmiş,zeytin bahçeleri yüksek binalara peşkeş çekilmiş.Belediye başkanları tutuklanmış tek teselli bu mudur..? düşünceleri arasında feribotta yolculuğa devam ediyoruz,hafif dalgalanmalar arasında.
Kabataş da iskeleden iniyoruz.İnsan seli arasında tramvay'a doğru sürükleniyoruz..
- '' Bir kahve molası versek mi ? '' diye soruyorum kızıma.İstemiyor
-''Üşüdüm eve gidelim'' diyor.
Aslında biliyorum ki evi özledi.İnsanın evi bir başka oluyor nasıl olursa olsun...
Tramvay da 8 yaşlarında bir çocuk akordiyon çalıp para topluyor. Adı Alexmiş, iki durak sonra indi...camdan dışarı bakıyorum ,hava kararmak üzere.Sultan Ahmetten geçiyoruz.Bu sırada gözüme kapı arasında büzülerek sığınmış önünde bir kaç mendil olan bir çocuk takıldı. O çocukta 8 yaşlarında gibi duruyor...Belki de Alexle yaşıt .Hava soğuk..
Alexin üzerinde mont, ayağında iyi derecede ayakkabıları ve ışıl ışıl gözleri iyi derecede Türkçesi var...
Diğer çocuk yol üzerinde olduğundan ne adı öğrenebildim, nede gözlerini görebildim.Lakin üzerinde bir tişört ve süveter,paçaları kısa gelmiş bir pantolon,ayağında spor ayakkabıları vardı.Yırtık,pırtık mı bilemedim ...
Aktarma yapacağımız durağa yaklaşırken, kalabalığın yararcasına kapıya ulaştık.Evet daha sonra da bir metrobüs yolculuğumuz başladı...şükür sağ salim ondanda indik ve eve gitmek için bir de minübüs yolculuğu vardı ki onun yerine yürümeği tercih ettik.
Apartmanın önünde derin bir nefes aldık desem yalan sayılmaz.Dairemizin kapısını açtık ve evimizdeydik.Kapının arkasına anahtarı takıp,çayı ocağa koyduk...
mutluyduk ... birlikteydik...evimizdeydik...
HAMDOLSUN...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder