Herkesin bir hikayesi var.
O küçük yıldızın da,
diline alamadığı için için kanayan bir hikayesi var.
Kabullenmese de bir yerlerde,
ezilen yüreği var.
Sever gibi görünsede herşeyi,herkesi .
Aynada bakmaktan korktuğu gözleri var.
Sadece uykularda baba dediği,
adını bilmediği bir adam var.
.....
Korkuyla açılmış gözleriyle gökyüzünün bakareken,gecenin en
karanlık halindeyiz diye düşündü ''Ne Aydan eser var,ne de
Yıldızlardan.''
Üç kız ,iki erkek kardeşe sahipti gül...zonguldağın bir ilçesinde
yaşıyorlardı.Babası silah fabrikasında çalışımıştı bir
zamanlar,sonra ayrılıp yanlarına gelmiştiGül diğer kardeşlerden
daha düşkündü babasına.Annesi evde dikiş dikiyordu.Zor
zamanlar geçirmişlerdi.O zamanlarda ülkece zor zamanlardı...
Babası genç denecek yaşta ölmüştü.Annesi ve bir ablasıyla
birlikte yaşıyordu.Gül ve ablası evlenmemişlerdi.En büyük
ablası Almanyada,bir abisi hollandada, diğer abisi zonguldakta
yaşıyormuş.Anneleri ölene kadar arada bir uğrayan abla ve
abileri artık uğramaz olmuştu.Arada bir telefonla arasa haber
alabiliyorlardı onlardan...Babalarından sonra annelerinide
kaybedince yalnız kalmışlar ,ama ablası hemşire emeklisi
olduğundan geçinecek paralarıda varmış. Gül hiç
çalışmamış,babadan ve anneninde maaşları yokmuş söylediğine
göre.
Biz tanıştıktan bir süre sonra ablası da vefat etti.Gül tek
başına,kirada ve parasız kaldı...Çok iyi dikiş dikmesine rağmen
evine yabancılar geleceği için bu işide yapamıyordu...Ablası
kirasını ödemeyi üstlenmiş ama diğer giderleride abilerin üstlensin
demişler.Abileriyse telefonlarına bile bakmıyorlarmış.Evlerimiz
karşı karşıya olduğundan ışığını görürdüm bazı akşamlar
seslenirdim eğer duyarsa gelmesi için çağrırdım.
Epey bir zaman ışığı yanmayınca ve bana uğramayınca
meraklandım,ev telefonunu aradın cevap vermiyordu.Pencere
önünde bekler olmuştum, cama çıkar çıkmaz
seslenecektim.Kapısına gitsem açmazdı biliyorum.Birkaç gün
geçmiştiki bir akşam üzeri camda gördüm,seslendim ''gelsene bu
akşam beraber yemek yiyelim çocuklar ve bana değişiklik olur çok
sıkıldım'' dedim.Ailem uzakta olduğumdan beni kendine yakın
hissediyordu ve her çağırdığımda geri cevirmeden geliyordu.
Hastalanmış Birkaç gündür kalkamamış ve elektrikleri
kesilmiş,telefonu ödeyemediğinden kapatmış.Kimseden de yardım
kabul etmiyordu,benden bile...Bir seneden fazla bu şekilde yaşadı
evine sadece aldığı su ve iki ekmekti...Artık bana daha sık
geliyordu,eğer gelemeyecekse uğrayıp haber veriyordu.Gece 23.30
gibi yatmadan önce mutlaka camdan oluyordu,bende o saate
camdan ona bakar iyi geceler derdim.Aramızdan onbeş yaştan
fazla vardı aslında ,bazen ben çocuklar, ev ve iş arasında
unutuyordum onun camda beklediğini geç kalıyordum ama o camda
bekliyordu saat kaç olursa olsun bekliyordu.
Kızım üniversiteyi kazanmıştı ve ben istanbul'a yerleştim.Gül
orada yalnız kaldı.Konuşmalarından gelmek istediğini
biliyordum,birde ikimizinde bildiği bunun mümkün olmadığı.Uzun
zaman haber alamadım ondan.Belki beş sene oldu, geçenlerde
bayram öncesi bir gece telefonumu bulmuş ve beni aradı.Evlenmiş
mutluymuş sesi çok iyidi.Nasıl mutlu oldum bir ben biliyorum .
MH&C
23 Ekim 2013 Çarşamba
22 Ekim 2013 Salı
Çamur
bile masum kaldı.
Çocuklukdaymış
çamurdan yapılan keklerin tadına
varmak...Ağaç dallarından
mumlar yapmak ,doğum
günü kutlamalarımızda.
Annemizden
işittiğimiz
azarlar ,çamurla kirlenen
ellerimiz yüzündendi çocukluğumuzda.
tek
suçlu bir avuç çamurdu biz çocukken.
Şimdi...Büyüdük çamur masum kaldı.Ellerden
öte,yürekler kirlendi.Kirlenenleri su temizlemez
oldu....Reklamlarda ''kirlenmek güzeldir'' sloganı
bile masum değil şimdilerde...
Pastalar
çikolata parçalı ,orman meyveli... Lakin
ne tatları aynı tat ,ne yapması o kadar eğlenceli...
Dün akşam karşı komşuma
gittim.Hoş,güzel,alımlı bir kadın.Ben onda hep bir sultan edası
olduğunu düşünürüm...
Çok güzel bir akşam yemeği
hazırlamıştı.Damadı ve kızıyla hoş bir yemeğin arkasından
kahve sohbetinde sayfandaki yazını okudum hilal abla dedi.Ve o gün
okuduğu bir gazete haberden bahsetti.
Bu günde çok gazete de baş
sayfadaydı bu haber.Bir sınıf öğretmeni annenin 2 aylık
bebeğini 9 günlük bayram tatilinde evde bırakıp Adana'ya polis
sevgilisinin yanına gidişiyle, bebeğin ölüm yolculuğuna zorla
çıkarılışını anlatıyordu.'' Yazgımı bilemem,kader
diyemem...''
Sonra bir başka haberde yapılan bir
araştırmada '' öğretmenler '' en çok değer veren 3. ülke
olmuşuz.
Öğretmenler bizim geleceğimizi
şekillendiren önemi inkar götürmez yapı taşlarımızdan
biri.Bir çok sınavlardan sonra atamaları yapılıyor.Göz
bebeklerimizi onlara emanet ediyoruz.
Bu yaşanan olayı nasıl yorumlamalı
neresinden dokunmalı bilemedim.Sadece soruyorum kendime bizim güzel
vicdanlarımız nerelerde öldük...
İlerleyen saatlerde derya
(arkadaşımın kızı ) ve eşi , bizi mine sultanla (belirtmeli mi
bilmiyorum ama arkadaşım) baş başa bırakıp evlerine
geçtiler.Gerce baş başa diyorum ama bizden daha çok sohbet eden
safir kediciği unutmamak gerek.
Güzel ev sahibesi teşekkür ederim
...
21 Ekim 2013 Pazartesi
bayramın üçüncü günü,yağmur bardaktan boşalırcasına yağmakta.Evde mahsur kalmıştık,canımızda sıkılmıştı hani.
yağmurun ara verdiği bir zaman diliminde çocuklarla zeytin bahçesine bir kaçalım dedik.
dedik de ne gördük...bahçede bir çift yeşil zeytin toplamakta.
- selamünaleyküm kolay gelsin...
- sağol,hoş geldin...diye bir cevap
- maşallah zeytinler güzelmiş...
- evet. biraz kırma zeytin yapacağız da...
- bende öyle düşünmüştüm...nasıl yapılıyor...
- zeytinleri sert bir zeminde taşla kırıyorsun,zeytin tuzu var onla suyla kuruyorsun diye bir de tarif verdiler..çabuk olması içinde sabah,akşam acı suyunu süz didiler...
ne güzel dimi...ekmediler,ilaçlamadılar,budamadılar,çapalamadılar.yani ne emek harcadılar, nede para...ama toplayarak yoruldular, kırdılar üstüne üstlük zeytinleri ve de acı suyu süzdüler ve de tarif verdiler ...
bazen şaşıyorum kendime bu ne düşüncesizlik diye...
bahçenin sahibini tanıyorlarmış birde...lakin beni tanımıyorlarmış...
yağmurun ara verdiği bir zaman diliminde çocuklarla zeytin bahçesine bir kaçalım dedik.
dedik de ne gördük...bahçede bir çift yeşil zeytin toplamakta.
- selamünaleyküm kolay gelsin...
- sağol,hoş geldin...diye bir cevap
- maşallah zeytinler güzelmiş...
- evet. biraz kırma zeytin yapacağız da...
- bende öyle düşünmüştüm...nasıl yapılıyor...
- zeytinleri sert bir zeminde taşla kırıyorsun,zeytin tuzu var onla suyla kuruyorsun diye bir de tarif verdiler..çabuk olması içinde sabah,akşam acı suyunu süz didiler...
ne güzel dimi...ekmediler,ilaçlamadılar,budamadılar,çapalamadılar.yani ne emek harcadılar, nede para...ama toplayarak yoruldular, kırdılar üstüne üstlük zeytinleri ve de acı suyu süzdüler ve de tarif verdiler ...
bazen şaşıyorum kendime bu ne düşüncesizlik diye...
bahçenin sahibini tanıyorlarmış birde...lakin beni tanımıyorlarmış...
Uzun bir bayram ayrılığından sonra İstanbul'a dönüş yolunda bulamadığım evin hayal kırıklığını topluyordun ruhumun dağınıklıklarından...
Bursa güzel memleketim neler oldu sana. Mudanya avuç içi kadar bir yer ''Güzel yalı'' talan edilmiş,zeytin bahçeleri yüksek binalara peşkeş çekilmiş.Belediye başkanları tutuklanmış tek teselli bu mudur..? düşünceleri arasında feribotta yolculuğa devam ediyoruz,hafif dalgalanmalar arasında.
Kabataş da iskeleden iniyoruz.İnsan seli arasında tramvay'a doğru sürükleniyoruz..
- '' Bir kahve molası versek mi ? '' diye soruyorum kızıma.İstemiyor
-''Üşüdüm eve gidelim'' diyor.
Aslında biliyorum ki evi özledi.İnsanın evi bir başka oluyor nasıl olursa olsun...
Tramvay da 8 yaşlarında bir çocuk akordiyon çalıp para topluyor. Adı Alexmiş, iki durak sonra indi...camdan dışarı bakıyorum ,hava kararmak üzere.Sultan Ahmetten geçiyoruz.Bu sırada gözüme kapı arasında büzülerek sığınmış önünde bir kaç mendil olan bir çocuk takıldı. O çocukta 8 yaşlarında gibi duruyor...Belki de Alexle yaşıt .Hava soğuk..
Alexin üzerinde mont, ayağında iyi derecede ayakkabıları ve ışıl ışıl gözleri iyi derecede Türkçesi var...
Diğer çocuk yol üzerinde olduğundan ne adı öğrenebildim, nede gözlerini görebildim.Lakin üzerinde bir tişört ve süveter,paçaları kısa gelmiş bir pantolon,ayağında spor ayakkabıları vardı.Yırtık,pırtık mı bilemedim ...
Aktarma yapacağımız durağa yaklaşırken, kalabalığın yararcasına kapıya ulaştık.Evet daha sonra da bir metrobüs yolculuğumuz başladı...şükür sağ salim ondanda indik ve eve gitmek için bir de minübüs yolculuğu vardı ki onun yerine yürümeği tercih ettik.
Apartmanın önünde derin bir nefes aldık desem yalan sayılmaz.Dairemizin kapısını açtık ve evimizdeydik.Kapının arkasına anahtarı takıp,çayı ocağa koyduk...
mutluyduk ... birlikteydik...evimizdeydik...
HAMDOLSUN...
Bursa güzel memleketim neler oldu sana. Mudanya avuç içi kadar bir yer ''Güzel yalı'' talan edilmiş,zeytin bahçeleri yüksek binalara peşkeş çekilmiş.Belediye başkanları tutuklanmış tek teselli bu mudur..? düşünceleri arasında feribotta yolculuğa devam ediyoruz,hafif dalgalanmalar arasında.
Kabataş da iskeleden iniyoruz.İnsan seli arasında tramvay'a doğru sürükleniyoruz..
- '' Bir kahve molası versek mi ? '' diye soruyorum kızıma.İstemiyor
-''Üşüdüm eve gidelim'' diyor.
Aslında biliyorum ki evi özledi.İnsanın evi bir başka oluyor nasıl olursa olsun...
Tramvay da 8 yaşlarında bir çocuk akordiyon çalıp para topluyor. Adı Alexmiş, iki durak sonra indi...camdan dışarı bakıyorum ,hava kararmak üzere.Sultan Ahmetten geçiyoruz.Bu sırada gözüme kapı arasında büzülerek sığınmış önünde bir kaç mendil olan bir çocuk takıldı. O çocukta 8 yaşlarında gibi duruyor...Belki de Alexle yaşıt .Hava soğuk..
Alexin üzerinde mont, ayağında iyi derecede ayakkabıları ve ışıl ışıl gözleri iyi derecede Türkçesi var...
Diğer çocuk yol üzerinde olduğundan ne adı öğrenebildim, nede gözlerini görebildim.Lakin üzerinde bir tişört ve süveter,paçaları kısa gelmiş bir pantolon,ayağında spor ayakkabıları vardı.Yırtık,pırtık mı bilemedim ...
Aktarma yapacağımız durağa yaklaşırken, kalabalığın yararcasına kapıya ulaştık.Evet daha sonra da bir metrobüs yolculuğumuz başladı...şükür sağ salim ondanda indik ve eve gitmek için bir de minübüs yolculuğu vardı ki onun yerine yürümeği tercih ettik.
Apartmanın önünde derin bir nefes aldık desem yalan sayılmaz.Dairemizin kapısını açtık ve evimizdeydik.Kapının arkasına anahtarı takıp,çayı ocağa koyduk...
mutluyduk ... birlikteydik...evimizdeydik...
HAMDOLSUN...
12 Ekim 2013 Cumartesi
İstanbul ....
ah kocamış koca şehir.
İstanbul ...
neon ışıklarının göz kamaştırdığı ,
Kocamış yalnız şehir.
İstanbul....
kalabalığın kucağında bir oradan bir oraya,
savrulan kocamış şehir...
İstanbul...
taşı toprağı çamur ,
kocamış koca şehir....
İstanbul...
gelenin kaldığı bağımlılık yapan ,
kocamış şehir...
ah kocamış koca şehir.
İstanbul ...
neon ışıklarının göz kamaştırdığı ,
Kocamış yalnız şehir.
İstanbul....
kalabalığın kucağında bir oradan bir oraya,
savrulan kocamış şehir...
İstanbul...
taşı toprağı çamur ,
kocamış koca şehir....
İstanbul...
gelenin kaldığı bağımlılık yapan ,
kocamış şehir...
'' Herkesin başında fırtınalar kopar , LAKİN Sadece bazılarının çiçekleri dökülür''
.......
Balkonun köşesindeki radyodan hafif bir müzik, masa da bir kaç Kitap,bir kahvenin eşliğinde Güneş , Işık ,
Deniz,yosun.
Ben gözlerim kapalı dinliyorum onları uzak bir yerlerde.Yosun kokusu tadında,Güneş ışığının ılık dokunuşlarıyla bir
Deniz kıyısında...
merih
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








